the platform film incelemesi
Sinema

The Platform Film İncelemesi

Durduramıyoruz efendim! Evet, İspanyol sinemasının yükselişini durduramıyoruz. Son yıllarda parmağını sürekli gözümüze gözümüze sokan, “Hey yavrum, Hollywood kimmiş?” dercesine işler çıkartan İspanyol sineması yine tarihi bir işe imza atmış. Orjinallik denildiği zaman aklıma gelen ilk filmlerden birisi “REC” olabilir. Bilenleriniz bilir bilmeyenleriniz için de tek kamera ile kameramanın gözünden çekilen ham görüntülerin oluşturduğu bir çekim tarzı ile yapılan bu film türünün güzel örneklerinden birisi. Neyse konumuzdan uzaklaşmadan sadede gelelim.

The Platform - İspanyol Sinemasının En Güzel Örneklerinden Biri
The Platform – İspanyol Sinemasının En Güzel Örneklerinden Biri

Netflix geçen haftalarda “The Platform” isimli yine güzide İspanyol sinemasına ait bir yapımı seyircisiyle buluşturdu. Ama ne yapım! Sosyal medyayı çalkalayan bu filmle ilgili tonlarca yazılar yazıldı, sürüsüne bereket capslere konu oldu ve daha uzun bir sürede olacağa benziyor. Şimdi izleyip içinden “çok abartmadın mı?” diyenler elbette olacaktır ama düz mantık izlemek yerine farklı bakış açılarıyla düşündüğünüzde bu film bize inanılmaz katkılar sunuyor.

Yazımızın bol spoilerlı bölümüne geçmeden önce filmi izlemeyenler için seyir keyfine zarar vermeyecek ancak ufak bir fikir sahibi olma adına kısaca bahsetmek istiyorum. Baş kahramanımız bir gün hapishaneyi andıran ve bir sürü kata sahip bir yapıda uyanır. Dış dünyayla herhangi bir bağınızın bulunmadığı bu yerde karnınızı doyurmak düşündüğünüzden daha zor olabiliyor.

Bu cümleler dışında spoiler vermeden daha başka nasıl anlatabilirim bilmiyorum izlemediyseniz bir an önce izleyip yazımızın devamına ondan sonra devam etmenizi tavsiye ediyorum. Size önerim mutlaka orjinal dilinde yani İspanyolca izleyin çünkü karakterlerin kendi dillerinde duygularını yansıtışları ses tonlarına daha iyi işlemiş, altyazı seçeneği tabi sizin tercihiniz.

SPOILER ALERT!

Uyarımızı yaptığımıza göre gelelim fasulyenin nimetlerine. Filmle ilgili aklıma çivi gibi çakılan 2 şey var öncelikle buna katılanları yorumlarda görmek istiyorum. Trimagasi’nin sesiyle sürekli  “Obvio” ve “Samuray-Plus” demesi. Kulaklarıma kazındılar resmen çıkmıyorlar! Neyse hikayemize dönelim. Film iki farklı açıdan ele alınabilecek çok ilginç bir hikayeye sahip.

İlk bakış açısı çok somut düşünerek gördüklerimiz üzerinden yorumlamak. Ortada psikopat bir yönetim mevcut. Belkide açlık oyunları gibi bu sapık düzeni insanlara izleterek para kazanıyorlar kim bilir. Aşağıdaki insanların doğal içgüdülerinden beslenerek kendileri gibi psikopat müşterilerini tatmin ediyorlar. Gördüklerimizden değerlendirecek olursak filmde saçma bir ton şey çıkıyor karşımıza.

Goreng deli mi? İnsan kendi isteğiyle böyle bir deliğe neden gelir? 600’den fazla insanı bir masa yemek nasıl doyurabilir? Küçücük çocuğun en alt katta işi ne? Nasıl hayatta kaldı? Goreng neden kızla birlikte yukarı gitmeyi seçmedi? Goreng’in kaldığı en alt dehliz gibi yerde neyin nesi? Platform hiçbir yere bağlı olmadan nasıl havada uçuyor, süzülüyor blah blah.. Bu bu şekilde daha çok uzatılıp kafa düdükleyebilecek tonla soruyla bizi başbaşa bırakan bir hikaye var karşımızda. Bu şekilde düşünürsek haklısınız, film süper bir fikrin berbat bir senaryoyla heba edilmesi gibi de gözükebilir.

Gelelim ikinci ve daha soyut düşünerek elde edebileceğimiz ve “abi Netflix bayılıyor ucu açık filmler yapmaya yaaa, vakit kaybı bu film” cileri farklı düşünmeye itebilecek birkaç küçük teorimize. Bence bu filmde değerlendirmemiz gerekenler gördüklerimiz değil, görmediklerimiz. Goreng’in oraya gelişi veya finalde kurtulup kurtulmaması değil burada anlatılmak istenenler. İnsanlığın içinde kaldığı en büyük ikilemlerden birini çok güzel işlemiş bu film. Hayatta kalma arzusu ve toplumsal ahlak. Filmi izledikten sonra kendime sorup cevabını bir türlü alamadığım bir soru var.

Varsayalım ki delikte uyandınız. Maalesef yemek yemenin neredeyse imkansız olduğu bir kattasınız. Yanınızdakini yediniz veya sağlam bir metabolizmanız olduğu için sadece su içerek 1 ayı geçirdiniz. Yeni ayda sizi yemeğe ulaşımın daha kolay olduğu bir kata çıkardılar.

Şimdi ikilem şu; daha önce yokluğu gördünüz ve şuan varlık içindesiniz. Ancak sonra ki ay ne olacağı belirsiz. Bu durumda ne yapardınız? Yiyebildiğiniz kadar yiyerek sonraki aya kendinizi mi hazırlardınız yoksa önceki ay yaşadığınız şeyleri hatırlayıp başkalarıda yaşamasın diyerek sadece yetecek kadar mı yerdiniz?

Eminim hemen hemen hepiniz sadece yetecek kadar yiyeceğini iddia ediyordur ancak denklemdeki belirsizlik yani önümüzdeki ay nerede olacağınızı bilmeme durumu o anı yaşarken size ahlaki açıdan bakmanızdan ziyade hayatta kalma arzunuzla hareket etmenizi sağlayacak. Günümüzde ki toplumun süper bir özeti değil mi?

Trimagasi zaten kendisi direkt sistemi temsil ediyor. Bir şekilde çalışsın ama nasıl çalışırsa çalışsın. Aşağıdakiler aşağıda oldukları için onlarla konuşma, yukarıdakiler yukarıda oldukları için seninle konuşmazlar. E buda günümüzde hemen hemen hepimizin yaptığı bir davranış. Kendimizi başkalarından üstün görüp onu muhattap bile almamak.

The Platform Replik

Baharat ve Goreng ikilisinden bahsetmek istiyorum birazda. Bu ikilinin girişimini hepimiz nefesimizi tutarak izledik. En yukarıdan en aşağıya kadar hemen hemen her sahnesinde bir gönderme vardı. Özellikle en alt katlarda birisi bi çanta dolusu parayla boş boş oturuyordu. Ona bir parça yemek attılar ve ardından adam tüm paralarını boşluktan aşağıya saçtı. Bu sahne üzerine siz biraz düşünün ödeviniz olsun.

The Platform - Baharat ve Goreng
The Platform – Baharat ve Goreng

Şimdi ikilimizin 333. katta yaşadıkları sahnelerde hepimizde bolca soru işareti bırakmıştır. O çocuğun orada işi ne arkadaş? Nasıl oldu da bunca süre hayatta kalabildi? Bu konuda bir kaç teorim mevcut. Bende en ağır basan fikir ikilimizin aldıkları ağır yaralar sonucunda en alt katı göremeden kan kaybından öldüğü ve gördükleri kalan kısmın tamamen hayal ürünü olduğu. Evet biraz sığı bir düşünce ama kalan kısımı komple mantıklı hale getirdiği için hiç kafa yormadan kabul edilebilecek bir teori.

Gelelim ikinci fikire; çocuk gerçekten var ve Panna Cotta bu kızımızın en sevdiği yemek. Şimdi bu düşünce üzerine biraz daha yoğunlaşalım. Goreng içeri girmeden önce “favori yemeğiniz nedir?” diye sorulmuştu ve bunun menüye ekleneceği belirtilmişti. Hatırlarsanız Goreng bir sahnede favori yemeğini yani salyangozu görüp şaşırmıştı başkaları tarafından yenilmemiş olmasına. Bu mantıkla düşünecek olursak eğer oradaki 666 kişinin hepsi için 1 çeşit yemek olmalı. Mesela pastamız dev gibiydi dimi? O pasta belki 50 kişilik, yani muhtemelen 50 kişinin en sevdiği yemek olarak menüde 50 porsiyonluk bir pasta var. Eğer herkes kendi favori yemeğini tercih edip 1 porsiyon yese herkesi hayatta tutacak kadar yemek mevcut olmalı.

The Platform Sonu

Pekala yemek meselesini az buçuk kafamızda oturttuk diyelim, kız çocuğuda var dedik. E neden Goreng yukarı çıkmamayı tercih etti? Tercih etti diyoruz çünkü Goreng en alt kattayken Trimagasi’nin telkini üzerine bu kararı veriyor ama tabi ki aslında konuşan kendi bilinci. Yani hür iradesiyle yukarı çıkmamayı seçiyor. Burada anlatılmak veya verilmek istenen mesajda şu olabilir, durum ne olursa olsun çocuklar daima birşeyleri değiştirebilecek güce sahiptir.

Evet, filmle ilgili kendi düşüncelerim bunlar. Daha farklı teorileriniz varsa bizle paylaşmanızı dört gözle bekliyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir