Bir Başkadır dizi İncelemesi
Dizi

Biz Özendik mi Bir Başkadır

Netflix yerli yapımlara el atmaya başladığında hepimiz “as bayrakları as as” dedik ve merakla işin nereye gideceğini bekledik. Maalesef önümüze sunulan işler yerli yapımı bandrolü taşısa da aslında gerek senaryo gerek replikler olsun bildiğimiz Amerikan özentisi işlerden öteye geçemedi.

Üst üste çıkan fiyasko dizilerden sonra tamda ümidi kesmiştik ki beklenmedik bir şey oldu. Masum dizisinin senaryosunu kaleme alan Berkun Oya bir bölüm dizi çekip Netflix’ e götürdü ve başarılı bulan bu bölüm sonucunda tamamen bizden çıkma senaryoya sahip “Bir Başkadır” dizisi ortaya çıkmış oldu.

Evet böyle diyorum çünkü Netflix diğer yapımlarda senaryoya fazlasıyla dahil olmuşken bu yapımda senaryo tamamen Berkun Oya’nın kaleminden çıkma. Bu durum zaten dizide kendisini fazlasıyla hissettiriyoruz. İstedik mi süper işler yapabildiğimizi zaten “Masum” ve “Şahsiyet” gibi işlerle kanıtlamıştık ki “Bir Başkadır” bunun altına atılan imza olmuş oldu.

Bir Başkadır – Spoiler Alert

Güzel işlerin reklama ihtiyacı olmaz, sağlam ürün kendini sattırır derler. “Bir Başkadır” bunun canlı kanıtı. Dizi çıktığı 12 Kasım gününe kadar muhtemelen kimsenin doğru düzgün varlığından bile haberi olmadığı çıktıktan sonra görünce şaşırdığı bir durumdaydı. Tabii sosyal medyanın da gücü sayesinde çıktığı gün Türkiye’nin gündemine oturdu desek yalan olmaz. Capsler yapıldı, üzerine analizler kasıldı, Twitter’da konuşuldu ve bol bol önerildi. Peki neden? Bir Başkadır’ı gerçekten bir başka yapan neydi?

Berkun Oya bize öyle bir senaryo sunmuş ki, dizinin her bölümünde ülkemizin insanının içinde bulunduğu farklı farklı duyguları, durumları görüyoruz. Dizi karakterlerinden en azından bir tanesini hayatımızın bir bölümünde mutlaka görmüşüzdür. Kendi hayatımızda karakterimize baktığımızda bile belki hayatınızın belli bir döneminde sizde o karakterlerden biriydiniz veya hala öylesiniz.

Dizimizin oturtulduğu hikaye Meryem (Öykü Karayel) ve Psikiyatr Peri (Defne Kayalar) arasında geçiyor. Meryem kendi halinde, abisi ve yengesiyle yaşayan arada bir bayılma atakları geçiren “mazbut” tabir edebileceğimiz bir birey. Peri ise tam bir Beyaz Türk. Yurtdışında okumuş, annesi ve babası aristokrat kafalarında ve kendisi gibi olmayanlara öcü gözüyle bakmayı öğretmişler kızlarına. Peri’nin Meryem’le ilk diyaloglarında ona şaşkınlıkla ve küçükte bir tiksinmeyle bakması günümüzde bir çok kesimin birbirine yaptığı bir davranış şekli değil mi? Önyargılı ve küçümseyici.

Toplumun ayrıştığı birçok noktayı çok küçük nüanslarla kalın kalın altını çizerek sunmuş Berkun Oya bize. Defne Kayalar’ın oyunculuğuna şapka çıkardığımı söylemeden geçmek istemiyorum burayı.

Hikayemizin devamında ise olay kurgusu çok değişik bir hal alıyor. Peri kendisiyle olan iç savaşını kendisi gibi psikiyatr olan arkadaşı Gülbin’e açıyor. Gülbin ise Kürt kökenli ve doğudan tam olarak bilinmeyen şartlar dolayı göçmek zorunda kalan bir aileden geliyor. Peri’nin alışkın olmadığı öcü gözüyle baktığı birçok elementi damarlarında taşıyor. Modernleşmiş fakat geldiği yeri unutmamış. Peri’nin söyledikleri şeyler karşısında içinde zorla tuttuğu bir kin biriktiriyor. Çünkü kendi ailesi de Peri’nin bahsettiği kesimden.

Burada dikkat çekilmesi gereken karakter ise Gülbin’in ablası Gülan. Kendisi tutucu ama ensesi kalın kesimi temsil ediyor. Meryem’ e ne kadar mazbut diyebiliyorsak Gülan’ da bir o kadar tersi durumda. Tam bir kontrol manyağı ve her şey onun istediği gibi olmasını isteyen bir karakter. Üstüne ekstradan bir yazı yazılabilecek bir karakter ama çok fazla girmek istemiyorum bu karaktere.

Meryem’in bir hoca efendisi var. Settar Tanrıöğen nasıl oynamışsa karakteri, böyle ponçik bir karakteri nasıl üzerler diye onu her üzgün gördüğünüzde sizin de içiniz yanıyor. Peri ile Meryem’in ilk diyaloğunda Meryem Ali Sadi Hoca’dan öyle bir bahsediyor ki hepimizin kafasında muhtemelen aynı figür canlanmıştır. Halbuki gerçek hoca bambaşka. Meryem’in veyahut başka birinin hayatına karışmayı geçtim adam kendi kızının hayatına bile karışmıyor. Eşi öldüğü zaman düştüğü boşluk duygusuyla, gözümüzde çok farklı yerlere koyduğumuz insanların da aslında insanı yönleri ve zaafları olduğunu vurgular nitelikteydi.

Yasin’in mutfakta sigara içerken omzunu bir çıkarışı var, bu kareyi görmeyen yoktur. Eşi Ruhiye olan aralarındaki sıkıntı içime içime işledi. Bir Ruhiye yerine koyuyor insan kendini bir Yasin’in yerine. Bir an Yasin eşini aldatacak gönlü kayacak diye bile düşündük ama gerçekten kral abiymişsin, helal olsun.

Bahsetmek istediğim bir karakter daha var. SİNAN! Alican Yücesoy’un üzerine bence bu rol yapışacak. Adam çünkü gerçekten Sinan gibileri öyle bir temsil etmiş ki çevremizdeki Sinan’ları net bir şekilde fark etmemizi sağladı. Her kadının hayatında bir Sinan’la karşılaşması veya her erkeğin bir Sinan kankası olmuştur. İçlerindeki boşluğa karşısındaki kadını çekmeye çalışan bu Sinangiller p*ç erkek dediğimiz türün loser halidir. Allah kimseyi bunlarla karşılaştırmasın.

Dizi tematik olarak baktığımızda kesinlikle heyecanlı kategorisinde değil ancak baştan sona kadar o kurgunun içe içe girişini bambaşka hayatların nasıl birbirine dokunabileceğini görmek bile sizi pür dikkat izlemeye itiyor. Eğer izlemediyseniz ve herkes çok beğeniyor çok yorum yapılıyor bence abartılıyor diye düşünüyorsanız bir daha düşünün. Bu sefer olmuş diyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir